';

Image module

Hakkımızda

Kaptan Hukuk | Danışmanlık | Arabuluculuk Bürosu, İşbu statüsü ile, 1994 yılında kurulmuştur. Büromuzda; Türkçe haricinde doğrudan Almanca, İngilizce, Fransızca, Kürtçe ve Arapça dillerinde hizmet verilmektedir.

Bize Ulaşın

  • Türkiye Ofisi
  • info@kaptan.av.tr
  • info@kaptanhukuk.com
  • +90 (212) 543 75 01
  • +90 (530) 554 87 76
  • Almanya Ofisi
  • info@kanzleikaptan.org
  • info@kaptanhukuk.org
  • +49 (511) 727 42 02
  • +49 (175) 743 87 76

Hukuka Aykırı Gerçekleştirilen Sınır Dışı Etme İşlemleri Hakkında Verilen Kararların Kesinliği ve Yargı Yolunun Etkisiz Hale Getirilmesi

Av. Zeycanhan Kürtüloğlu

Bu yazımızda; İdare tarafından yabancıların iradesi ifsat edilerek hukuka aykırı sınır dışı etme işlemleri gerçekleştirilmesi ve Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu md. 53/3 uyarınca sınır dışı etme kararlarına karşı kanun yolunun kapatılması nedeniyle İYUK madde 45/1’e aykırı olarak yargı yolunun etkisiz hale getirilmesi somut örneklerle değerlendirilecek ve müracaat edilebilecek yasal yollar açıklanacaktır.

I. Normatif Düzenleme ve Hukuki Süreç

‘‘Sınır dışı etme kararı” 6458 sayılı Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 53. Maddesinde düzenlenmiştir.

“(…)Yabancı veya yasal temsilcisi ya da avukatı, sınır dışı etme kararına karşı, kararın tebliğinden itibaren yedi gün içinde idare mahkemesine başvurabilir. Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir. Mahkemeye yapılan başvurular on beş gün içinde sonuçlandırılır. Mahkemenin bu konuda vermiş olduğu karar kesindir. Yabancının rızası saklı kalmak kaydıyla, dava açma süresi içinde veya yargı yoluna başvurulması hâlinde yargılama sonuçlanıncaya kadar yabancı sınır dışı edilmez.”

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu m. 53/3 uyarınca; yabancıya tebliğden itibaren yedi gün içerisinde İdare Mahkemesinde dava açma hakkı bulunmaktadır. Bu bağlamda, sınır dışı edilme işlemlerine karşı dava açılması durumunda yasa maddesi uyarınca yargılama sonuçlanıncaya kadar işbu karar kendiliğinden durmakta olup yabancının sınır dışı edilemeyeceği hüküm altına alınmıştır.

Sınır dışı etme kararına karşı otomatik durdurucu etkinin varlığı, AİHM’nin standartlarına göre taraf devletlerin mevzuatında mutlaka bulunması gereken bir usuli güvencedir. Zira, bu güvencenin devre dışı bırakılması durumunda sınır dışı etme kararına karşı yargı yoluna başvurulmasını tamamen işlevsiz hale getirecektir. Nitekim, emsal niteliğinde olan AİHM’nin Akkad – Türkiye davası kararında da belirtildiği üzere AİHS madde 13’ün gerektirdiği etkili başvuru yolu, hukuki düzenlemede olduğu kadar uygulamada da “etkili” olması gerektiği vurgulanmıştır (bkz. Kudła / Polonya [BD], no. 30210/96, § 157, AİHM 2000 XI ve M.S.S.).

Bir diğer yandan, YUKK düzenlemesi gereğince; sınır dışı etme kararına ilişkin Mahkeme tarafından verilen kararlar kesin olarak verilmektedir. İdari davalarda kural olarak İYUK hükümleri geçerli olsa da 2014’te yürürlüğe giren YUKK ile beraber, sınır dışı etme konusunda yargı yoluna ilişkin özel düzenlemeler getirilmesi sebebiyle YUKK hükümleri uygulama alanı bulmuştur.

04.04.2014’te yürürlüğe giren YUKK uyarınca; sınır dışı etme kararının iptali için açılan davalarda İdare Mahkemelerinin vermiş olduğu karara karşı bir üst mahkemeye başvuru imkânı, YUKK’daki özel hüküm gereğince kapanmıştır. Bu doğrultuda, YUKK’un yürürlüğü öncesi dönem de sınır dışı etme işleminde yargı yolu konusunda esas alınan İYUK’un ilgililere temyiz hakkı veren düzenlemesinden daha geri bir düzenleme yürürlüğe konmak suretiyle, sınır dışı etme kararına karşı kanun yollarının kapatılması şeklinde hak arama hürriyetini kısıtlayan bir süreç başlamıştır.

Nitekim, doktrinde çoğunluk görüş uyarınca İYUK m. 45/1 gereğince ”İdare ve vergi mahkemelerinin kararlarına karşı, başka kanunlarda farklı bir kanun yolu öngörülmüş olsa dahi, mahkemenin bulunduğu yargı çevresindeki bölge idare mahkemesine, kararın tebliğinden itibaren otuz gün içinde istinaf yoluna başvurulabilir.” şeklinde düzenlemesi YUKK m. 53/3’te yer alan mahkeme kararının kesinliği niteliğini işlevsiz kılmaktadır. Zira, her ne kadar YUKK özel kanun niteliğinde olsa da önceki kanun olan İYUK m. 45/1 düzenlemesinde sınır dışı etme kararına karşı açılan iptal davalarında verilen kararlara dair istinaf başvuru yolunun bertaraf edilemeyeceği yer almaktadır.

”YUKK md. 53/3 çerçevesinde sınır dışı etme kararına karşı açılan davada İdare Mahkemesinin vereceği kararın kesinliği, YUKK md. 80/1(d) gereğince kabul edilemez başvuru ve hızlandırılmış değerlendirme kararları için de geçerlidir. YUKK md. 80/1(d) bağlamında yapılan ayrıntılı açıklama için bkz. Aslı Bayata Canyaş, “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Kapsamındaki Kabul Edilemez Başvuru ve Hızlandırılmış Değerlendirme Kararlarının Kesinliği”, Türkiye Adalet Akademisi Dergisi, S. 22, Tem muz 2015, s. 140 vd.”

Bununla birlikte, YUKK m. 53/3 düzenlemesine göre; ”Mahkemeye başvuran kişi, sınır dışı etme kararını veren makama da başvurusunu bildirir.” şeklinde davacı veya avukatına herhangi bir şekil şartı belirtilmeksizin İdareye bildirim yükümlülüğü yüklenmiştir.

Bu düzenlemenin yürürlüğe girdiği tarih uyarınca GÖÇNET’in UYAP sistemine erişimi olmaması dolayısıyla işbu bildirim yükümlülüğü yasa metnine eklenmiş olsa da günümüzde GÖÇ NET sistemi ile UYAP sistemi arasında teknik eşgüdüm sağlandığı bilindiğine göre Göç İdaresinin ilgili kişi hakkında ceza, hukuk, icra ve idari yargı olmak üzere tüm davalarına anlık erişim imkânı bulunmaktadır. Nitekim, yabancı hakkında devam eden ceza dava dosyası karara çıktığı gün itibariyle sınır dışı etme işlemi gerçekleştirilmekte olup her iki sistemin birbirine entegre olduğu izahtan varestedir.

II. İdare Tarafından Gerçekleştirilen Hukuka Aykırı İşlemler

Yukarıda izah edildiği üzere sınır dışı etme kararına karşı iptal davasının otomatik durdurucu etkisi belirtilmiştir. Ancak, işbu husus uygulamada İdare tarafından tam aksi kavram itibariyle ”içtihat” olarak kabul edilmekte ve hukuka aykırı şekilde yürütülmektedir. Nitekim, TBB Göç ve İltica Komisyonu tarafından hazırlanan ”Hukuka Aykırı Gerçekleştirilen Sınır Dışı İşlemlerine İlişkin Rapor”da da görüleceği üzere İl Göç İdareleri tarafından; iptal davası açıldığı takdirde dava sonuçlanıncaya kadar sınır dışı etme işleminin icra edilemeyeceği hükmü yok sayılmaktadır. Zira, iptal davası açma süresi olan 7 günlük sürenin bitmesi beklenmeden yabancı zorla veya iradesi ifsat edilmiş bir şekilde gönüllü geri dönüş belgeleri imzalatılarak hukuka aykırı sınır dışı edilmektedir.

YUKK madde 53 düzenlemesi gereğince ise sınır dışı etme işlemleri hakkında verilen kararlar İYUK madde 45/1’e aykırı olarak kesin ve iç hukuk yollarını kapatacak şekilde karar verilmektedir. Bu doğrultuda, yabancıların hak arama hürriyeti kısıtlanmakta ve yargı yolu etkisiz hale getirilmektedir.

Akkad – Türkiye Davası – Başvuru No: 1557/19


”Bu nedenle Mahkeme, başvurucunun Suriye’ye geri gönderilmesinden önce geri göndermeye itiraz etmesini sağlayacak durdurucu etkiye sahip yollardan yararlanamadığını ve dosyadaki kanıtların başvucurunun itiraz yolundan açık bir şekilde, bir başka ifadeyle bilinçli ve aydınlatılmış olarak feragat ettiğini ikna edici bir şekilde ortaya koymadığı kanaatindedir. Mahkeme, başvurucunun geri gönderilmeden önce Türk hukukunda yer alan kanun yollarını kullanmasının, yetkililerin aceleci ve yanıltıcı eylemleri (bkz. yukarıda 10 ve 74. paragraflar) ile engellendiğini düşünmektedir (…) Bu hususlar Mahkeme’de, başvurucunun Suriye’ye geri gönderilmesinden önce bu ülkeye zorla gönderilmesine itiraz etmesine izin vermeyen Türk makamlarının, başvurucuyu Sözleşme’nin 3. maddesi ile bağlantılı olarak 13. maddesini göz ardı ederek Türk hukukuna göre erişimi olması gereken başvuru yollarından mahrum bıraktığı kanısını uyandırmıştır. Bu sebeple Sözleşmenin bu hükümleri ihlal edilmiştir.”

Emsal karar uyarınca, bir başvuru yolunun kullanılmasının yetkililerin eylemleri veya ihmalleri tarafından haksız yere engellenmemesini de kapsayacağı belirtilmiştir (bkz. E.H. / Fransa, no. 39126/18, § 178, 22 Temmuz 2021, M.S.S., yukarıda anılan, § § 318, 319 ve 392). Mahkeme tarafından, başvuranın Türk hukukuna göre erişimi olması gereken başvuru yollarından mahrum bırakıldığına kanaatine varılmış ve Sözleşmenin ilgili hükümlerinin ihlal edildiği soncuna varılmıştır.
(bkz. ABDULKERIM HAMMUD Başvurusu – Başvuru No: 2019/24388, Abdolkhani ve Karimnia – Türkiye Davası – Başvuru No: 51564/99)

TBB tarafından hazırlanan raporda yazılı verilere göre; ”2023 yılı 10 Ekim ve öncesindeki iki aylık sürede gerçekleşen sınır dışı işlemlerindeki ihlallere ilişkin TBB tarafından yapılan ankete 47 farklı Barodan 1154 avukat cevap vermiş olup 491 avukat en az bir müvekkili nezdinde ihlal olduğu yönünde bilgi vermiştir (…) ankete konu çoğu sınır dışı etme işlemi yabancıların rızasına aykırı olarak imzalatılan veya oluşturulmuş “gönüllü” geri dönüş belgeleri vasıtasıyla gerçekleştirilmiştir.” şeklinde belirtilmiş ve raporun devamında hukuka aykırı sınır dışı işlemlerine yönelik nitel ve nicel veriler sunulmuştur.

Her ne kadar, yabancılar hakkında düzenlenen GGM dosyalarında ülkeden nasıl ayrıldıklarına ilişkin herhangi bir belge, kayıt veya tutanak bulundurulmasa da yabancıların kendi isteğiyle ülkeden ayrıldığı söylenemeyecektir. Zira, yabancının kendisi veya avukatı tesis edilen sınır dışı etme işlemine karşı yargı yollarına başvurmuş olması ülkeden kendi rızası ile ayrılma niyetinin olmadığını göstermektedir.

Nitekim, yukarıda emsal olarak gösterilen AİHM ve AYM içtihatlarında görüleceği üzere yabancı tarafından sınır dışı etme kararına karşı yargı yollarına başvurabilmek adına gerekli işlemlerin bir kısmı yerine getirildikten sonra İdarenin yabancının gönüllü olarak kendi ülkesine döndüğünü ispatlar güçlü kanıtlar sunması gerektiği ifade edilmiştir.

III. Sonuç ve Kanaatimiz

Neticeten, yabancı kişi hakkında verilen sınır dışı etme kararına karşı yasal olarak düzenlenmiş yargısal denetim mekanizmasına başvurduktan sonra yargılama sonucunun beklenmeden veya hatta dava açma süresi olan 7 günlük süre dahi dolmadan yabancının usulsüz olarak sınır dışı edilmesi hukuk devleti ilkesi ile bağdaşmamaktadır.

Bu doğrultuda, davalı İdare tarafından usulsüz olarak gerçekleştirilen sınır dışı işlemi başta YUKK madde 53’e aykırı işlem yapılmış olmakla birlikte olmak üzere hem ulusal hem de uluslararası düzenlemelerle güvence altına alınan hakların ihlaline yol açmaktadır. Hangi amaçla olursa olsun yabancı hakkında bu işlemleri gerçekleştiren ve işlem yapan görevliler hakkında disiplin ve cezai süreç başlatılabilir.

Bununla birlikte, İlk derece mahkemesi kararının kesin olması sebebiyle kanun yollarını kapatan bir düzenlemenin anayasa aykırılığı iddiasıyla Anayasa Mahkemesine yapılan birçok başvuruda ise, bu tür düzenlemeler anayasaya aykırı görülmemiştir. Ancak, her ne kadar hak arama hürriyetinin ihlali olarak kabul edilmese de kanun yollarına başvurunun kapatıldığı bir düzenlemenin hak arama hürriyetine bir kısıtlama getirdiğine şüphe yoktur.

”Olması gereken hukuk bağlamında yapılan benzer değerlendirmeler için bkz. Bayraktaroğlu-Özçelik, s. 246; Dardağan Kibar, s. 71. aynı şekilde, İdare Mahkemesi kararlarının kesin olmasına ilişkin YUKK md. 53/3 hükmü, sivil toplum kuruluşları ve uluslararası kuruluşlar tarafından da “göç alanında içtihat hukukunun oluşmasının mümkün olmayacağı, iç hukuk yollarının sadece bir hâkimin bir mahkemenin vereceği kararla sonuçlanmış olacağı, kişilerin elinde de hak aramak için sadece Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitme seçeneği kalacağı” gerekçeleriyle eleştirilmiştir.”

[Tespitler için bkz. Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu Tasarısı ile İnsan Haklarını İnce leme Komisyonu, Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ve İçişleri Komisyonu Raporları, s. 25: http://www.tbmm.gov.tr/sirasayi /donem24/ yil01 /ss310.pdf (Erişim tarihi 10.01.2017)]

Yayınlanma Tarihi : 16.10.2026

Recommend
Share
Tagged in
Leave a reply